Ads by InfoAd Options
en_US
en
DOĞAL GÜZELLİKLERİ
5233

antakyatube.com

enable
skins/scmRed/skin.css
Song 0|http://www.youtube.com/watch?v=3x2ABSAMVno
true
true
100
1
top
false

Hangi tarihte yapıldığı kesin olarak bilinmeyen St. Pierre Kilisesi, Hatay-Antakya'da Asi Nehri'nin batısında bulunmaktadır. 

Şehrin tarihi gerçekliğini gözler önüne seren St. Pierre Kilisesi, yıl içerisinde birçok yerli ve yabancı turistin yoğun ilgisini görmektedir. Bir mağaradan oluşan kilise, 13 metre derinliğinde ve 7 metre yüksekliğindedir. İlk Hristiyanlar tarafından toplantı yeri olarak kullanılan St. Pierre Kilisesi'nin özellikle taban mozaikleri görülmeye değer nitelik taşımaktadır.


 

Özellikle yerli halkın akın ettiği bir nokta olan Samandağ Sahili, Hatay-Antakya'da bulunmaktadır. 

Samandağ Sahili, Antakya'ya 22 kilometre uzaklıktadır. Sahil uzunluğu ise 16 kilometre uzunluğundadır. Sahilin plajı sadece yerli halkın değil, şehre gelen turistlerin de gelip, keyifli anlar yaşadığı bir noktadır. Sahilin kumsalı ince kumlardan oluşuyor. Bölgede meltem ve lodos rüzgârının etkisi oluğu için sörf yapılabiliyor. Yanınıza malzemelerinizi getirdiğiniz takdirde sörfün tadını çıkarabileceğiniz bir nokta olur Samandağ Sahili. 

Antalya'da bulunduğunuz günlere biraz sörf heyecanı biraz da eğlence eklemek isterseniz Samandağ Sahiline mutlaka uğrayın deriz.

 

Hatay-Antakya'nın tarihi eserlerinden biridir Habibi Neccar Camii. Etkileyici bir efsaneye de sahip olan cami, Kurtuluş Caddesi ile Kemalpaşa Caddesi kavşağında bulunmaktadır. 

İsmini ise M.S. 40'lı yıllarda yaşamış Hz. İsa'nın ilk havarilerine inanan bir Antakyalıdan almıştır. Efsaneye göre, Roma döneminde Antakya'da yaşayanlar halk putperestmiş. Hz. İsa Antakyalılar için 2 resul gönderir. Resuller halk tarafından taşlanırken Habibi Neccar gelir ve resullerin doğru söylediğini halka anlatır fakat halk inanmaz taşlamaya devam eder. Habibi Neccar'ı da bu olayın ardından öldürmüşlerdir. Derler ki Habibi Neccar'ın kesilen boynu şimdi bulunan caminin olduğu yere kadar gelir. Ardından bu noktada Habibi Neccar Camii inşa edilir. Günümüzde turistler tarafından ziyaret edilen Habibi Neccar Camii, gezinizin bir parçası olabilir. Ardından; Beşikli Mağara'yı, Hatay Uzun Çarşı'yı, Musa Ağacı'nı da gezi listenize dahil edebilirsiniz.

 
 

Tarihi kalıntılarıyla yıl içerisinde birçok yerli ve yabancı turistin yoğun ilgisini gören Hatay, Çevlik Ören Yeri'yle,Musa Ağacı'yla, Habibi Neccar Camii'yle, Payas Kalesi'yle, Sarıseki Mağarası'yla, Asi Nehri'yle ve diğer tarihi-doğal alanlarıyla anlatır kendini. Kendinden bir parçasını da Beşikli Mağara'ya saklamıştır. Beşikli Mağara, Samandağ'ında bulunmaktadır.Vespasianus ve Titus Tüneli'ne yakın olan mağara, aslında Roma dönemine ait bir mezarlıktır. Mezarlığın içinde oyulmuş bir şekilde 12 mezar vardır ve turistlerin en çok merak ettiği yerler arasındadır. Mezarların kime ait olduğu konusunda kesin bir bilgi olmasa da Romalı yöneticilere ve Seleucia Pieria Antik Kenti'nin ileri gelenlerine ait olduğu düşünülmektedir. Mezarlar duvarlar ile birbirinden ayrılmıştır. Antakya gezinizde Beşikli Mağara'nın değişik atmosferinde güzel bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Bu arada bölgenin yöresel yemekleri damak tadınızı şenlendirmeyi unutmayacak.

Hatay'ın tarihi yerleri ve doğal güzelliklerinin yanı sıra yöresel yemekleri de oldukça ünlüdür. Yemeklerinde kullanılan baharatların alındığı en gözde yer ise Hatay Uzun Çarşı'dır. Hatay Uzun Çarşı'da sıra sıra dizilmiş baharatçılar, aktarlar, el işçiliği olan hediyelik eşyalar kolaylıkla bulunuyor. Aynı zamanda çarşıda kuyumcular da yerini almıştır. İstanbul'un Kapalı Çarşı'sı gibidir adeta. Gün içerisinde yemek malzemeleri alanların altın için uğrayanların yanı sıra yerli ve yabancı turistler tarafından da yoğun ilgi görür. Hatay Uzun Çarşı, Atatürk heykelinin bulunduğu Belediye Meydanı'na kadar devam eder. Çarşı boyunca başlanan sokaklar büyük bir bütünlük oluşturuyor. Her meslek grubu farklı sokak aralarında toplanmış olsa da Hatay Uzun Çarşı'yı gezdikten sonra hepsinin muhteşem bir uyun içinde olduğunu fark edeceksiniz. Hatay Uzun Çarşı, baharat kokuları eşliğinde sizleri keyifli bir alışverişe ve keyifli saatlere davet ediyor. Antakya'da bulunan Antakya Mozaik Müzesi, Habibi Neccar Camii, Aziz Simeon Manastırı ve Musa Ağacı da ziyaretlerinizi bekliyor olacak.

 

Hatay'da bulunan Musa Ağacı, bölgenin hem en çok ziyaret edilen turistik alanlarından biridir hem de köklü bir geçmişe sahiptir. Tahminen 3 bin yıldır ayakta durduğu düşünülen Musa Ağacı, Hıdırbey Köyü sınırları içerisindedir ve bölgenin turizme katkı sağlayan noktalarından biridir. Üstelik bir efsanesi vardır Musa Ağacı'nın. Derler ki; Hz.Hızır ve Hz. Musa birlikte Hıdırbey Köyü'nü yakınında bulunan Musa Dağı'na çıkacaklardır. Bu sırada şimdiki Musa Ağacı'nın olduğu yere gelirler. Bu sırada Hz. Musa çok susar ve bastonunu buraya bırakarak dereye su içmek için gider. Ardından yola devam ederler. Hz. Musa birden bastonunu unuttuğunu fark eder ve geri dönerler. Bakarlar ki asa olduğu yerde yeşermiş bir fidan haline gelmiştir. İşte o günden sonra o fidan büyümüş ve Musa Ağacı olarak anılmış. Günümüzde ise Musa Ağacı bir turistik noktadır ve yerli-yabancı turistler tarafından sürekli ziyaret edilmektedir. Hatay gezinize Musa Ağacı'nı kesinlikle eklemelisiniz. Bu şehirde göreceğiniz tarihi ve doğal güzellikler arasında; Payas Kalesi, Beşikli Mağara, Çevlik Ören Yeri, Cin Kulesi, Asi Nehri ve Sarıseki Mağarası da bulunmaktadır. Hatay aynı zamanda yöresel yemekleriyle de kalbinizi fethedecek.

 

Antik dönemde Orontes olarak adlandırılan Asi Nehri'nin toplam uzunluğu 380 kilometredir. 
Türkiye sınırları içinde de geçmekte olan bu nehir,Lübnan'daki Bekaa Vadisi'nden doğar. Özellikle Türkiye sınırlarında olan Antakya çevresindeki tarım alanları için büyük bir öneme sahiptir. Her noktasında derin hisler yaratmayı başaran Asi Nehri, konumlandığı coğrafyada eşsiz bir parça haline gelmiştir. Gezilip görülmesi gereken o kadar fazla yeri vardır ki; günlerce gezseniz yine de bitiremezsiniz bu güzelliği. Antakya Harbiye'de sabah kahvaltınızı yaparken yorgunluğunuzu büyük bir keyifle atacaksınız. Buranın manzarası öyle bir içinizi açacak ki bu geziye son vermek istemeyeceksiniz.

 

Hatay Antakya'da bulunan Aziz Simeon Manastırı, kentin 18 kilometre uzağında yer almaktadır. Yapımı hakkında değişik bir bilgi vardır. 
6. yüzyılda gerçekleşen olayda; Aziz Simeon Sitilit, dünya nimetlerinden elini ayağını çekince tek başına bir sütun üzerinde hayatının geri kalanını sürdürmeye başlar. 
Ölene kadar hiç aşağı inmeyen Aziz Simeon'un müritleri sütunun çevresine bir kilise ve manastır yapmışlardır. O dönemlerden günümüze kadar ulaşmayı başaran bu yapı, yarı yıkık olsa da hala ziyaret edilmektedir. Antakya'daki tarihi gezinize Aziz Simeon Manastırı'nı de ekleyip değişik bir mimariyi inceleme fırsatı bulabilirsiniz.

 

Mitolojik izlerini hala taşıyan eserler, görkemli dönemlerinden günümüze kadar gelerek eşsiz simgeler şu anda Antakya Mozaik Müzesi'nde sergilenmektedir. 
Hatay Antakya'da bulunan müze, sergilediği mozaiklerin sayısı büyüklüğü ve kalitesi yönünden dünyanın en zengin ikinci mozaik müzesi olarak kabul edilmektedir.
Mozaiklerin üzerine işlenen mitolojik simgeler, 1932 yılında yapılan kazılar sonucu tekrar gün yüzüne çıkmıştır.Roma ve Bizans dönemlerinin izlerini taşıyan hamamlar, evler ve kiliselerin mozaikleri Samandağı, Antakya ve Harbiye'de varlığını sürdürmektedir. Ayrıca müzede heykellerde bulunmaktadır. Güneş Tanrısı Apollon'un görkemli heykeli bunlar arasında en önemlisidir. Eşi benzeri bulunmayan bu nadide eserler Antakya Mozaik Müzesi'nde sergilenmektedir. Mozaiklere işlenen mitolojik konular sizi tüm Olimpos Tanrılarıyla tanıştıracak.

 

Antakya Harbiye bölgesinin tarih boyunca adlandırıldığı isim Daphne. Fakat ismin çıkış noktasının oldukça ilginç bir hikayesi var:Zeus'un oğlu Işık Tanrısı Apollon, ırmak kenarında genç ve güzel bir kız görür. Bu güzel kızın adı Defne'dir. Apollon görür görmez aşık olur. Onunla konuşmak ister. Fakat Defne, Işık Tanrısı'nın içinden geçenleri anlamıştır. Kaçmaya başlar. O kaçtıkça da Apollon kovalar.Bir taraftan da “'Kaçma seni seviyorum”' diye bağırır.

Defne ise Tanrılarla beraber olan kadınların başlarına neler geldiğini bildiği için korkuya kapılır ve kaçmaya devam eder. Apollon ise bu güzel periyi mutlaka yakalamak istemektedir. Aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve bir an gelir ki Defne, Apollon'un sıcak nefesini saçlarının arasında duyar. Artık kurtuluş imkanı kalmadığını anlayan Defne, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır: “'Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru.”'Bu içten yalvarma üzerine Defne organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hisseder ve derisi kabuk bağlar, saçları yapraklara dönüşür ve vücudu odunlaşarak bir ağaca dönüşür. Defne ağacı...Bu manzara karşısında şaşıran Apollon, Defne'nin ağaç oluşunu hayret ve üzüntü ile seyreder. Sonra da sarılır ve sert kabukları altında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyar ve şöyle seslenir: “'Defne, bundan sonra sen, Apollon'un kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların, başımın çelengi olacak. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şarkılarda, şiirlerde adımız yanyana geçecek. “'Bu tatlı sözler üzerine Defne, dallarını eğerek Apollon'u saygı ile selamlar. 
İşte bu öykünün geçtiği yer bugünkü Harbiye'dir.